Aile ve Sağlık

12 Ağustos 2010 Yazan admin  
Kategori Sağlık, Tüm Manşet

Sağlıklı Bir Ailenin Özellikleri

İyi bir iletişim kurmak
Her bireyin gereksinimine cevap verir, destek sağlar.
Ailenin değişim gereksinimlerini karşılamak için yeni görev ve roller üstlenir.
Problem ve gerçeklerle başa çıkmada aktif çalışırlar.
Sağlıklı bir ev ortamı ve yaşam biçimi sergilerler.
Toplumla düzenli bağlar kurarlar ve bunu devam ettirirler.

Aile ve Sağlık

Aile bireyleri arasındaki çeşitli ilişkiler, aile ve sağlık kavramlarının birlikte düşünülmesi zorunlu kılmaktadır. Bu ilişkileri şöyle özetlemek mümkündür;

1. Aile bireyleri arasında çoğunlukla yakın kan bağlan vardır (anne, çocuk, baba-çocuk, amca-yeğen, dede-torun gibi).

2. Aile bireyleri arasında çok yakın bedensel, ruhsal ve sosyal ilişkiler vardır.

3. Aile bireyleri genellikle ortak fizik, biyolojik ve sosyal çevreyi paylaşırlar (konut, yatak, tuvalet, gübrelik, ailenin geliri vs.).

Bu önemli ve yakın ilişkiler aile bireylerinin benzer sağlık sorunlarına sahip olmalarına ya da birbirlerinin sağlık sorunlarından ileri derecede etkilenmelerine yol açar. Bu nedenle, bazı hastalıklar bazı ailelerde yoğunlaşma gösterir. Bu tir hastalıklar ailevi hastalıklar olarak isimlendirilir. Ailevi hastalıkların oluşması aile bireyleri arasında yukarıda sayılan ilişkilere bağlıdır. Bu ilişkilerin sonuçlan şöyle özetlenebilir.

1. Aile bireyleri arasındaki kan bağı nedeniyle bazı hastalıkların ya da sağlığı etkileyebilecek özelliklerin kuşaktan kuşağa aktarılması söz konusudur. İnsan hücrelerindeki 46 kromozom üzerinde bulunan genler bireyin sahip olduğu çeşitli özellikleri belirler ve bu genler vasıtasıyla anne ve babaya ait özellikler çocuklara aktarılır. Aynı şekilde bazı hastalıklar da yeni kuşaklara aktarılabilmektedir Nasıl anne ve babanın göz rengi, saç rengi ve biçimi gibi çeşitli özellikleri onların soyundan gelen kişilerde değişik biçimlerde kendini gösterebiliyorsa, anne ya da babada bulunan bazı hastalıklar da, onların soyundan gelen kişilere aktarılabilmektedir. Bu tür hastalıklar kalıtsal (herediter) hastalıklar adı verilir ve bu hastalıklar bazı ailelerde yoğunlaşma eğilimi gösterir. Ancak, unutmamak gerekir ki, kalıtsal hastalıklar insanların aile halinde yaşamaları ile ilişkili değildir, aksine insanların üreme fonksiyonlarının doğal sonucu olarak: ortaya çıkarlar.

Aile Sağlığı Rehberi

Aynı soydan gelen insanlar, aynı ailede yaşamasalar bile bu tür hastalıklara yakalanabilirler. Bu nedenle bir ailede görülen kalıtsal bir hastalık, bu ailenin akrabalarında da yüksek oranda görülür. Yakın akraba evliliklerinde çiftlerden her ikisinin de aynı hastalık genini taşımaları mümkündür Burada bilinmesi gereken önemli bir nokta, bazı kişilerin herhangi bir hastalık genini taşıdığı halde, hiçbir hastalık belirtisi göstermeyebileceğidir. Yalan akraba evliliklerinde bu hususun göz önünde bulundurulması gerekir.

Belli kurallara uyulduğunda kalıtsal hastalıklarla azaltılması mümkündür. Bu amaçla yalan akraba evlilikleri olabildiğince önlenmeli, gerekirse evlenecek kişilerin kalıtsal bir hastalığı olup olmadığı incelenmelidir. Bu inceleme evlendikten sonra yapılmalı ve kalıtsal bir hastalığın belirlenmesi halinde, anne başka doğum yapmamalıdır.

2. Aile bireylerinin ortak çevreyi paylaşmaları, olumsuz çevre koşullarından kaynaklanan bazı hastalıkların bazı ailelerde yoğunlaşmasına neden olur anlaşılabileceği gibi, bu tür hastalıklar aile yaşamının değil, olumsuz çevre koşullarının sonucudurlar. Bu nedenle, aile çevresinden kaynaklanan hastalıklar, komşularda da yüksek oranda görülebilir.

Çevreden kaynaklanan sorunlara örnekler verilecek olursa; kanalizasyonun sağlıklı olmaması nedeniyle bağırsak enfeksiyonları ve bulaşıcı sarılık salgınlarının çıkması, çöplük ve gübrelikler nedeniyle sineklerin çoğalması, yakındaki bir fabrikadan çıkan zararlı atıkların çeşitli hastalıklara neden olması, radyasyon ve hava kirliliğinin etkileri sayılabilir.

Çevreden kaynaklanan sorunların en aza indirilebilmesi için öncelikle aile içi dayanışma sağlanmalıdır. Ailenin güçlü ve düzenli olması sayesinde bazı olumsuz faktörler ortadan kaldırılabilir. Örneğin konutun çöp ve gübrelerinin toplanması, tuvaletin sağlıklı olması, konutun dana sağlıklı hale getirilmesi aile bireylerinin çabası ve işbirliği ile sağlanabilir. Elbette ki, sadece aile içi çalışmalarla tüm çevresel koşulların olumlu hale getirilmesi mümkün değildir, bunun yanı sıra, aileler arası dayanışma ve diğer sosyal kurum ve kuruluşların işbirliği ile daha sağlıklı bir çevre oluşturmak mümkündür.

3. Aile bireyleri arasındaki yakın ilişkiler, ailedeki kişilerden birinin hastalığının diğer aile bireylerini de etkilemesine yol açar. etkileşim özellikle bulaşıcı hastalıklarda çok belirgindir. Ailede bir kişinin verem (tüberküloz), uyuz ya da bulaşıcı sanlık (hepatit) gibi bir hastalığa yakalanması diğer aile bireylerini de risk altına sokar. Hastalığın özelliğine göre diğer aile bireylerinin etkilenme düzeyi farklıdır. Örneğin, frengi ve bel soğukluğu gibi cinsel temasla bulaşan hastalıklar kan-koca arasında, kızamık ve kabakulak gibi çocukluk çağı hastalıktan ise kardeşler arasında daha sık bulaşmaya neden olur. insanların aynı çatı altında yaşamalarının, yani aile yaşamının aile içinde bazı hastalıkların yayılmasını kolaylaştırdığı bilinmektedir. Ancak aynı aile çatısı ile bireylerinin dışarıdan hastalık alma ihtimalini azaltmaktadır. Ancak, aynı aile çatısı aile bireylerinin dışarıdan hastalık alma ihtimalini azaltmaktadır. Örnekler verecek olursak, sadece eşi ile cinsel ilişkide bulunan bir erkek cinsel temasla bulaşan hastalıklardan korunmuş olur. aile çatısı altında bakılan v beslenen çocuklar çeşitli mikroplardan korunmuş olurlar. Sağlıklı bir konut, içinde yaşayanların çevrenin çeşitli risklerinden korunmasını sağlar. Bu nedenlerle, düzenli ve sağlıklı bir aile yaşamı sağlanmalıdır

Aile Yapısı ve Önemi

12 Ağustos 2010 Yazan admin  
Kategori Sağlık, Tüm Manşet

Aile Yapısı ve Önemi

a) Geniş Aile Yapısı ve Sağlıkla İlişkisi

1) Fiziksel Yönden İlişki

Ailede aşırı doğurganlık olması başta anne olmak üzere ailenin sağlığını olumsuz yönde etkilemektedir. Bu tip ailelerde anne çok ve sık doğum yaptığı için önemli sağlık sorunları ile karşı karşıya gelmektedir. Örneğin; anemi, beslenme erken doğum, düşük, anne Ölümü gibi.
Ayrıca, bebekler anne kamında yeteri kadar beslenemediği için güçsüz bir şekilde dış dünyaya gözlerini açmakta ve bakını da yetersiz olduğu için bebek ölümleri hızla artmaktadır.
Geniş ailede, çok çocuk ve ekonomik güçsüzlük nedeni ile eğitime gereken önem verilememektedir. Çocuktan ekonomik güç olarak yararlanmak söz konusu olduğu için erkek çocuklar erken yaşta çalışmaya başlamakta, kız çocuklar ise evlendirilmektedirler.

Kırsal bölgelerde ve geniş ailelerde evlenme yaşı düşük olduğu için adölesan gebelikler gibi önemli bir sağlık sorununu da gündeme getirmektedir. Adölesan gebelikler hem anne hem de bebek üzerinde gözardı edilemeyecek şekilde önemli sağlık sorunları yaratır. Anne henüz gelişimini tam olarak tamamlayamadığı için doğum güç olmakta, erken doğum riski artmakta, bebek düşük doğum ağırlıklı doğmakta ve ölümler artmaktadır. Ayrıca anne ruhsal yönde anneliğe hazır olmadığı için bazı ruhsal problemleri de beraberinde getirmektedir.
Geniş ailede, evlenme yaşı küçük olduğu için kadının doğurganlık süresi uzamaktadır. Ailede toprağın işlenmesi ve işlerin sürdürülmesi için çocuk gereksinimini olduğundan ve erkek çocuk sahibi olmanın kazandırdığı statüden dolayı aile planlaması yöntemleri kullanılmamaktadır. Bu da kadının çok ve sık çocuk doğurarak sağlığının bozulmasına neden olmaktadır.

Aile yapısı araştırması

Toprağın pay edilmemesi ve malın aile içinde kalması söz konusu olduğunda akraba evliliği oldukça yaygındır. Bu tir evlenmeler kuşak kuşak iç içe devam ettiği için genetik bozukluklara neden olmaktadır. Bu durum, toplumda özürlü çocuk sayısını artırmaktadır.

Geniş ailede gelenek, örf ve adetlere bağlılık hastalıkların tedavisinde ve sağlığın korunmasında olumsuz etkiler yapmaktadır. Hastalıkların iyileştirilmesi için aile önce geleneksel yöntemlere başvurmaktadır. Bu yolla sorunu çözümleyemediği, yani sağlığına kavuşamadığı zaman bir sağlık örgütüne gitmektedir. Hastalığın tedavisinde zaman kaybı olduğu için zaman zaman kötü sonuçlar görülmektedir

Aile bireylerinden herhangi biri hastalandığı zaman bireyin tedavisi için sağlık örgütüne götürülmesi ve önerilerin yerine getirilmesi aile reisinin iznine bağlıdır. Çünkü, alım gücü ve karar verme yetkisi aile reisine aittir. Eğer aile reisi saptanan sağlık sorununun önemini kavrayamaz ise gerekli önlemleri almaz. Bu da aile sağlığının bozulmasına neden olur.

2) Ruhsal Yönden İlişkisi

Geniş ailede aşın doğurganlık söz konusu olduğu için istenmeyen gebelikler ve istenmeyen çocuklar artmakta bu da annede ruhsal çöküntülere neden olabilmektedir. Ayrıca ailenin bütün yükü kadının omuzlarına yüklendiği için annede hayata karşı bir isteksizlik görülebilir.
Akraba evliliklerine bağlı olarak özürlü olarak dünyaya gelen çocuklar ailede psikolojik sorunlar yaratabilir.

b) Çekirdek Aile Yapısı

1) Fiziksel Yönden İlişkisi

Aile küçüldüğü, anne çalışma hayatına girdiği için çocuğun bakımı sorunu gündeme gelmektedir. Çocuk küçük yaşta anaokulu, kreş gibi toplu bakim yerlerinde büyüdüğü için sık sık enfeksiyonlardan etkilenebilir.

Aile bireylerinin eğitim düzeyleri yükseldiği için sağlığa ve hastalığa verilen önemde bir değişme göze çarpar. Artık geleneksel tedavi yöntemleri yerini modern yöntemlere bırakmıştır. Ailede çocuk sayısı az olduğundan çocuğun sağlıklı yetişmesi için gerekli özen gösterilmektedir.

Kadının çalışması ve çocuğun bakım sorunu nedeni ile doğurganlık önemli derecede azalmıştır. Kadın daha az çocuk sahibi olmak için etkin aile planlaması yöntemleri kullanmaktadır. Geleneksel yöntem kullanma ve sağlığa uygun olmayan biçimde düşük yapma oranı oldukça azalmıştır.

Ailelerde çocuğa verilen önem arttığı için kız ve erkek çocuklarının eğitim düzeyinde artış söz konusudur. Okuma oranının artması evlenme yaşını yükseltmiştir. Bu nedenle adölesan gebelik ve doğum yaşının yükselmesi ve evlendikten sonra bakım sorunu nedeni ile daha ileri yaşta anne olma isteği bu tür ailelerde özürlü çocuk sayısının artmasına neden olmaktadır. Çünkü doğurganlık çağının sonların doğru oluşan gebeliklerde mental özürlü çocuk sahibi olma oranı giderek artmaktadır.

Kadının eğitim düzeyinin artması, bir meslek sahibi olarak iş hayatına girmesi ekonomik özgürlük yaranda kadına statü kazandırmaktadır. Böylece aile içinde alınacak kararlarda kadın söz sahibi olduğu için sorunun çözülmesi daha kolay olmaktadır.

2) Ruhsal Yönden İlişkisi, geçmişten günümüze aile yapısı

Kadının da çalışma bayatına atılması ailede çocuk bakımını önemli ölçüde etkilemektedir. Çocuğun çok küçük yaştan itibaren kreş, yuva veya evde yabancı bir kadın ite büyütülmesi zaman zaman çocuklarda olumsuzluklar yaratabilir. Anne çocuğun bakımı ve yetiştirilmesi ile tam anlamı ile ilgilenemediği için çocuk istenmeyen bazı davranışlar geliştirebilir. Bunun yanında anne çocuğunu bırakıp

gittiği için zattan zaman kendini suçlu hissedebilir. Bu suçluluğunu kendi yönünden azaltmak ve rahatlatmak için çocuğun her dediğim yapma çabası içine girebilir. Bütün bunlar çocukta sağlık yönünden olumsuzluklar yaratabilir. Örneğin, çok aşın istekleri olan veya hiçbir şeyden doyum sağlayıp mutlu olmayan bir kişilik geliştirebilir.

Çekirdek ailede sorunlar aile içinde çözümlenir. Ailenin bir sorunu olduğu zaman onlara yol gösterecek, danışmanlık yapacak bir aile büyüğü yoktur, bazen aile içinde tartışmalar büyük boyutlara ulaşabilir, barışma ve uzlaşma uzayabilir. Erkeğin geleneksel rolü içinde ailede egemenlik kurma çabası, kadının da bu duruma baş eğmemesi erken ve beklenmedik boşanmalara yol açabilir.

c) Göçebe Aile Yapısı ve Sağlık ile İlişkisi

1) Fiziksel Yönden İlişkisi

Daha önceki bölümlerde de açıkladığı gibi göçebe aşiret ailesi tüm geniş aile özelliklerini taşımaktadır. Bu nedenle geniş ailede görülen tüm sorunlar bu aileler için de geçerlidir. Burada sadece bu aile yapısına özgün özelliklerinin sağlık ile ilişkisi tartışılacaktır.
Yılın büyük bölümünde geçimlerini sağlamak ve hayvanlarını beslemek için yaylalara çıkıp çadırda yaşadıklarından bu durum çevre ile ilgili sağlık sorunlarını gündeme getirmektedir. Sağlığa uygun bir hela yapımı söz konusu değildir

Hem helaların sağlığa uygun yapılmaması nem de su kullanımının yetersiz olması, özellikle yaz aylarında ishallerin görülme oranını artırmakta, bu durum da çocuk ölümlerine neden olmaktadır. Bunun yanında parazit sorunu da gündeme gelmektedir. Ülkemizde büyük topluluklarda da yaygınlık gösteren parazit görülme oranı bu topluluklarda da oldukça yüksek olduğu tahmin edilmektedir. Parazit görülme oranının yüksek olması anemi görülme oranını da artırmaktadır.

Geniş ailede olduğu gibi göçebe aile yapısında da doğurganlık oldukça yüksektir. Kadının ailenin bütün yükünü taşıması hem de sık aralıklar ile çok sayıda doğum yapması özellikle kadınlarda anemi oranının artmasında önemli bir neden olmaktadır. Annenin sık gebe kalması, yeterli ve dengeli beslenmemesi ana ve çocuk sağlığını olumsuz yönde etkilemektedir. Bunun yanında sağlık personeli yardımı olmadan doğum yapma bu ailelerde oldukça sıktır. Doğumlar deneyimli yaşlılar tarafından uygun olmayan sağlık şartlarında yapılmakta, bu da anne ve bebeğin hayatını riske sokmaktadır Ayrıca kadının düzenli bir doğum öncesi bakım almaması ve riskli gebeliklerin de düzenli izlenmemesi, aşılarının zamanında yapılmaması bebek ölümlerinin artmasına yol açmaktadır.

Göçebe geniş ailede daha çok hayvansal ürünler tüketildiği için beslenme tek taraflı olmakta, bu durum da anemi oranının artmasında rol oynamaktadır.

Hastalandıkları zaman başvuracakları sağlık örgütlerinin uzak olması nedeniyle bu ailelerde, hastalıkların tedavisi için geleneksel yöntemlere baş vurma oranı oldukça yüksektir. Hastalık halinde aileler önce eldeki olanaklar ve gelenekler ile hastalığı tedavi etme yoluna gitmekte, ancak bütün bu önlemler hastalığın iyileşmesi için yeterli olmaz ise bir sağlık örgütüne veya hekimine başvurulmaktadır Hastalığın son döneminde başvurulduğu için ya iyileşme süresi çok uzamakta veya ölüm kaçınılmaz olmaktadır.

2) Ruhsal Yönden İlişkisi, Türklerde aile yapısı

Göçebe ailesi hayvanlarını otlatmakta ve kış için gerekli olan besin maddelerini üretmek için yılın belli zamanlarında yaşadıkları yerlerden ayrıldıkları için yaşamlarında zaman zaman uyum problemleri yaşamaktadırlar.

Yazan yaylalara göçmeleri kışın yaşadıkları toplum tarafından benimsenmelerini engellemektedir. Bunun yanında yerleşik toplumun geleneklerini benimseyememektedirler. Kendi içlerinde kendi gelenek ve görenekleri ile kapalı bir toplum olarak yaşamaktadırlar.

d) Gecekondu Aile Yapısı ve Sağlıkla İlişkisi

Geniş ve çekirdek aile özelliklerini birlikte yaşayan bir aile biçimi olduğu için bu iki aile biçiminde görülen tüm sağlığa ilişkin sorunlar bu aileler için de söz konusu olmaktadır.

1) Fiziksel Yenden İlişkisi

Köyden kente göç eden bireyler bir meslek sahibi olmadıkları veya kalifiye işçi niteliği taşımadıkları için daha çok sosyal güvencesi olmayan işlerde çalışma şansına sahip olmaktadırlar. Ailenin sosyal güvencesi olmaması hastalık zamanlarında aileye büyük sorunlar getirmektedir. Bu nedenle hastalandıkları zaman sağlık örgütüne başvurma oranı oldukça düşüktür. Yaşadığı bölgedeki sağlık örgütünde ücretsiz muayene olsa bile ilaçlarını temin edemediği için sağlığı olumsuz yönde etkilemektedir.

Gecekondu ailesi kentte büyük bir geçim problemi ile karşı karşıya kalmaktadır. Köyde kendi ürettiği besin maddelerinin pek çoğunu burada para karşılığı almak zorundadır Ailede geçim sıkıntısının çoğalması, özellikle erkek çocuklarının çocuk yaşta iş hayatına atılmasına neden olmaktadır. Bu durumda sigortasız çocuk işçi çalıştırma oranını artırmakta, bu bağlı olarak okuma oranı azalmaktadır.

Kadının ailenin gelir düzeyini artırmak için çeşitli işlerde çalışması çocukların bakım sorununu gündeme getirmektedir. Kadının çocuğunu bakıcıya veya yuvaya bırakması söz konusu olmadığından küçük çocuk ya evde yalnız veya daha büyük çocukla bırakılmakta ya da komşulara emanet edilmektedir. Bu durumda çocuk çeşitli kaza riskleri ite karşı karşıya kalmaktadır.

Genellikle olumsuz çevre şartlarına sahip gecekondu tipi evlerde barındıkları için çeşitli sağlık sorunları ile yüz yüze gelmektedirler. Sağlıksız hela ve temiz içilebilir su bulunmaması veya yerleşim yerlerinden oldukça uzak olması bu ailelerde barsak parazitleri ve bağırsak enfeksiyonlarının görülme oranını artırmaktadır

Ailenin geliri çoğu kez yeterli ve dengeli bir şekilde beslenmeye yeterli gelmemektedir. Aile daha çok karbonhidrat ağırlıklı tek yönlü beslenmektedir. Bu
durumda ailede beslenme yetersizlikleri ve anemiler görülmektedir. Yetersiz ve dengesiz beslenme aynı zamanda özellikle gelişmekte olan çocukların zeka gelişimini de etkilemektedir.

2) Ruhsal Yönden İlişkisi, aile yapısı pdf
Gecekondu ailesi köyden kente göç etmiştir. Kentte sosyo-ekonomik düzeyi kendilerine göre daha iyi ve sosyal güvenceleri olan çekirdek aileler ile çoğu kez iç içe yaşamaktadırlar. Özellikle sosyo-ekonomik düzeyi yüksek olan bölgelerde kapıcılık yapan ailelerin çocuklarında daha belirgin olmak üzere çocuklarda bunalımlar görülebilmektedir.

Gecekondu ailesinde gelirin düşük olması nedeni ile ailenin alan gücü de yetersizdir. Alım gücünün yetersizliği fiziksel sağlığı olumsuz yönde etkilediği gibi

ruhsal sağlığı da etkilemektedir. Örneğin; kentte köyden daha çok alış-veriş merkezlerinin bulunuşu ve sergilenen malların çeşitliliği bireylerde alma isteği doğurmaktadır. Bu istek karşılanamadığı zaman aile bireylerinde özellik çocuklarda ve adölesanlarda ruhsat bunalımlar yaratabilmektedir.

Kentte yaşayan gecekondu ailesinin genç adölesanları üstünlükleri fiziksel güçlerin kullanarak göstermek istemektedirler. Bu grupta yaşanan bunalımlar gençleri çeşitli siyasal örgütlere girmeye ve eylemlere karışmaya da yönelmektedir. Bunun yanında bu gruplarda suç işleme, toplumun onaylamadığı davranışlarda bulunma da oldukça yaygındır. Genç adölesanların kendilerini çevreye kabul ettirmek için giriştikleri bu olumsuz davranışlar aileyi ruhsal yönden olumsuz olarak etkilemekte ve birçok sağlık sorununun ortaya çıkmasına neden olmaktadır.

Ailenin özellikle erkek çocuklarında görülen bu sorunlar kız çocuklarında değişik bir biçimde ortaya çıkmaktadır. Anne, ailenin gelirine katkıda bulunmak için çalıştığı için kız çocuk evde annenin görevlerini yerine getirmektedir. Küçük yaşta sorumluluk yüklenmek, çevredeki sosyal faaliyetlerden yararlanamamak, aile baskısı ve maddi olanaksızlıklar genç kızları bunalıma sürüklemektedir. Ailesindeki baskıdan kurtulmak ve daha iyi olanaklara sahip olmak için evden kaçmalar bu ailelerde sıklıkla görülmektedir. Evden kaçma sonucunda genç kızlar toplum tarafından onaylanmayan biçimde yaşamaya başlamakta veya adölesan çağda evlenerek daha büyük sorumluluk altına girmektedirler. Bütün bu olumsuzluklar gene ailenin ruhsal sağlığını olumsuz biçimde etkilemektedir

Aids İlişki Korunması

12 Ağustos 2010 Yazan admin  
Kategori Sağlık, Tüm Manşet

Aids ile Tükrük  Ter  İdrar  Gözyaşı İlişkisi  Aids Korunma

Tükürükte ne kadar virüs bulunmak­tadır?

Sperm, kan ve anne sütüne kıyasla tükrükte oldukça az miktarda virüs bulunur. Amerika Birleşik Devletleri’nde yapılan araştırmalarda tükürükte bulunan bazı maddelerin yarım sa­atte AİDS etkenini öldürücü nitelikte oldukları belirlenmiştir.

Gözyaşı, idrar ve terde durum nasıl?

Gözyaşında virüs konsantrasyonu öyle düşük­tür ki, saptama yapabilmek için ortalama 2 İt. gözyaşına gereksinim vardır. İdrar ve dışkıda da ancak büyük miktarlar işleme tabi tutuldu­ğunda etkenin varlığı belirlenebilmektedir. Terde de hastalık etkenine çok az miktarda rastlanılmaktadır. Bu miktarlara günlük ortala­ma değerlerle ulaşılması olanak dışı olduğun­dan enfeksiyon kaynağı olarak rol oynadıkları kabul edilmemektedir.

Tükrük, idrar ya da dışkı enfeksiyon açısından ne zaman tehlikelidir?

Dışkı, idrar ya da tükrüğün bir başkasının kan dolaşımına karışması tehlikelidir.

Vücuda ne kadar virüs girdiği önem taşır mı?

Evet. Enfeksiyon hastalıklarının çoğunda bili­yoruz ki, ancak belirli miktarda hastalık etkeni vücuda alınırsa hastalık meydana geliyor. Bu miktar enfeksiyon dozu olarak adlandırılmak­tadır. Değişik hastalıklarda farklılık gösterir bu doz. Birçok araştırma gösteriyor ki AİDS’te de enfekte olma tehlikesi alınan virüs miktarı ile ilişkili. Çok az sayıda hastalık etkeni vücuda girdiğinde immün sistemin pek öyle kolay pes etmeyeceği düşünülmektedir.

Risk gruplarından söz ediliyor sürekli olarak. Kimler HIV ile enfekte olma tehdidi altındadır?

Öncelikle sık eş değiştiren homoseksüel er­kekler ve kendi tek kullanımlık enjektörünü kullanmayan uyuşturucu bağımlıları AİDS’e en çabuk yakalanabilecek konumdadırlar. Test edilmemiş kan ürünlerini kullananlar ve AİDS virüsünün yaygın olduğu ülkelerde yaşayan halk (Afrika’nın belli kesimleri ve Karayib’dekiler gibi) tehdit altındadır. Bu gruptakilerle ya­kın seksüel ilişki içinde olanlar da aynı risk grubuna dahildirler. Bu gün risk grupları ile de tehlikeyi sınırlandırmak mümkün değildir. Çünkü enfeksiyon bu risk gruplarından kay­naklanarak cinsel ilişkide bulunan çiftlerden eş değiştirme yoluyla diğer çiftlere çığ gibi büyü­yerek yayılma göstermektedir.

Risk gruplarına ait değilim, ne ölçü­de güvenlikte sayılırım?

Mikrop bulaşma tehlikesi risk grubuna ait ol­makla sınırlı değildir. Günlük yaşamda riskli bir durumda olmak veya tehlikesi olan bir ilişki yaşamak da olumsuzluğa işarettir. Örneğin prezervatifsiz cinsel ilişki Enfeksiyonu taşıyan bir kişi ile birlikte olmuş olabilirsiniz. Bu ne­denle şöyle bir söylem geliştirilmiştir: AİDS’i kimse vermez, insan kendisi alır.

Herkes AIDS’e yakalanabilir mi?

Evet. Partnerinizin yüzde yüz hasta olmadı­ğından emin değilseniz onunla korunmasız cinsel ilişki size hastalığı sunacaktır

AİDS Virüsü Korumanma

12 Ağustos 2010 Yazan admin  
Kategori Sağlık, Tüm Manşet

AİDS Virüsü Bulaştığında Yapılacaklar

Aids Hastası Olanlarda Durum


Antikor testi pozitif çıktığında iş işten geçmiş midir? Genellikle bu sonuçla karşı karşıya ka­lan kişilerde vahşi bir yaşama açlığına dönü­şen panik ve depresyon görülmektedir. Oysa hastalıktan uzak kalmak, yıllarca normal sayı­labilecek bir yaşam sürebilmek olasılığı da vardır. Bu şans rastlantısal değildir. Hastalığı sakin karşılamakla artar, paniğe kapılmakla kaybedilebilir. Önemli olan test sonucunun şokunu atlattıktan sonra yaşamınıza tekrar sahip çıkmanızdır. Arkadaşlarınız, belki de eşiniz mümkün olduğunca kendisini bir kenara çeke­cek, meslektaşlarınızın değişen davranışları ile karşılaşacaksınız, sosyal çevrenizde deği­şiklikler başgösterecek.

Bu bölümde karşılaşacağınız zorluklar konu­sunda size yol gösterilecek, neler yapıp neler yapmamamız konusunda fikir verilmeye çalışı­lacak.

Kişi AİDS virüsünü almışsa sağlığını korumak için nasıl davranılmalıdır?

Kişi,

Savunma sistemini olabildiğince korumağa
çalışmalıdır.

Yeterli uyku, iyi beslenme, nikotin ve alkol benzeri zararlı alışkanlıklardan uzak durmak gibi sağlıklı yaşam ilkelerine uyulmalıdır.

Fazla güneşlenme ve solariumdan uzak du­rulmalıdır.

Cinsel yolla bulaşan belsoğukluğu vb. hasta­lıklardan, seyahatlerde bulaşabilecek sıtma, hijyen koşullarının yetersiz olduğu ülkelerde söz konusu olan barsak enfeksiyonlarından, B-Hepatit gibi ağır enfeksiyon hastalıklarından korunmak gerekir. Çünkü bunlar immün siste­me daha fazla yük olurlar.

Prezervatif kullanarak yeniden AİDS etkeni HIV almamaya da dikkat etmek gerekir. Yeni­den, daha çok sayıda virüs almak hastalığın gidişini etkileyecektir.

Ruhsal çöküntü ve panik duygularına karşı psikoterapi yardımıyla yeniden denge kazan­maya çalışmak gerekir. Çünkü ruhsal durum vücut savunma sistemini etkilemektedir.

Ateşli hastalıklar, gribal enfeksiyonlar gibi hastalık hallerinde derhal doktorunuza başvur­malı, tedavi altına girmelisiniz. Sağlığınızla ilgili bir şikayetiniz olduğunda bu­nun AİDS hastalığının ilk belirtisi mi olduğu konusunda korku duymanız doğaldır. Bu ne­denle derhal AİDS konusunda uzman bir doktora ya da kliniğe başvurarak şikayetinizin ne­denini aydınlatmalısınız. Sözkonusu belirti AİDS hastalığının bir belirtisi midir, yoksa baş­ka bir nedeni mi vardır? Örneğin yorgunluk hissetmek genel bir dolaşım yetersizliği nede­niyle de olabilir. Lenf düğümlerindeki büyüme­nin nedeni ilgili bölgedeki bir iltihap olabilir. Başvuru adreslerini sağlık meslek odalarından elde edebilirsiniz. Kitabın sonunda da bu ad­reslerde sözedilmektedir.

AİDS taşıyıcısının virüsü başkalarına bulaştırmaması için nelere dikkat et­mesi gerekir?

Genel olarak bu kişilerin kan, sperm, anne sü­tü, çok az bulaştırıcı özellik taşısa da tükrük gibi vücut sıvılarının bulaştırıcılığından başka­larını korumaları gerekir. Bunun için: Hiç bir koşulda kan ve sperm vermemeleri, organ bağışlamalarının mümkün olmadığını bilmeleri gerekir.

Cinsel ilişkide güvenli seks kurallarına dikkat etmeleri gerekir.
Bugüne kadar ilişkide bulundukları kişileri du­rumlarından haberdar etmelidirler. Bu kişilere açıklamada bulunmak sizin için güç olacaksa, bunu başvurduğunuz merkezin halletmesi için bilgi veriniz.

Sizle herhangi bir nedenle ilgilenecek her doktoru durumunuzdan haberdar ediniz.

AİDS virüsünü almış kişide gelişecek aşırı korku hali hastalığın başlama­sında etkili midir?

Evet. Korku ve vücut direnci arasında ilişki ol­duğu açıktır. Aşırı korku vücut savunma siste­minin gücünü azaltır.

Antikor testimin pozitif sonuç verdi­ğini öğrenmiş bulunmaktayım. Şimdi ne yapmalıyım?

Testten sonraki altı hafta içinde kesinlikle yap­mamanız gerekenler şöyle sıralanabilir:
Virüsü alan her kişinin hastalığa yakalanma­dığını düşünerek, yaşamınızın son bulacağı gibi bir düşünceye kapılmamalısınız. Mikrop alındıktan sonra hastalık tablosu ortaya çıka­na kadar çok uzun bir süre geçebilir. Bu süre içinde yeni tedavi yöntemleri keşfedilebilir.

Sizinle mikrobu bulaştırabileceğiniz yakınlık­ta bir ilişkisi olmamış, uzak tanıdıklarınıza du­rumunuz hakkında bilgi vermeyiniz.
İşvereninizi durumunuzdan haberdar etmeyi­niz.
Mesleğinizle ilgili yeni kararlar vermeyiniz.
Ekonomik durumunuzla ilgili yeni kararlar vermeyiniz.
Geleceğinizle ilgili konularda kararlar almayı­nız.
Test sonucunuzun pozitif olduğunu öğrendiği­nizde yapmanız gereken üç şey ise şunlardır:
İlk haftalarda sizi baskı altına alan, korkutan bu haberi AİDS merkezlerindeki uzmanlarla göğüslemeye çalışınız. Bu uzmanlar gözlem­lemişlerdir ki, genellikle kişilerde bu ilk zaman sonrasında yeni yaşama durumuna uyum sağlayacak psikolojik güç gelişmektedir.
İlk haftalarda korku, öfke, isyan duyguları ge­lişse de, anlamsız bir suçluluk duygusuna ka­pılmamalısınız.
AlDS’liler dayanışma ve danışma merkezle­riyle ilişki kurmalısınız.

Antikor testim ve onay testim pozitif. Yani HIV taşıyıcısıyım. Psikolojik yardım alacağım yerler nereleridir?

Aranızda güven duygusunun geliştiği ev dok­torunuz ve bir psikoterapistin işbirliği ile,
AlDS’liler dayanışma gruplarından birine ka­tılımla,
AİDS danışma merkezlerinden birine müracatla,
Uyuşturucu bağımlılarına hizmet veren mer­kezlerden de bu konuda yardım alınabilir.

AİDS virüsünü alan kişide hastalığın başlamasını engelleyecek bir tedavi biçimi var mıdır?

AİDS’in gidişini frenleyecek terapi denemeleri vardır.

AİDS virüsü alan kişinin hastalığa ya­kalanma tehlikesi ne ölçüdedir?

Bilim adamları bu konuda kesin bir görüşe varmış değillerdir. Bugüne kadar araştırmacı­ların geneli, riskin %40 ila %60 arasında oldu­ğunu söylemektedir. Bu mikrobu alan her on kişiden dört ila altısının belki de hastalığa ya­kalanmayacağı anlamına gelmektedir. Enfek­siyonun hastalığa dönüşmesi için uzunca bir süre geçeceği bilinmektedir.

Normalde virüsü alan kişide AİDS hastalığı ne kadar sürede ortaya çı­kar?

Kuluçka devresi AlDS’de oldukça uzun sürebi­lir, sekiz, dokuz hatta onbeş yıl gibi. Ama tablo altı ay gibi kısa süre sonra da ortaya çıkabilir. Genelde pek çok kişi 5 veya 10 yıl sonra has­talık tablosu ile yüz yüze gelmektedir.

AİDS virüsü taşıyorum, ama hastalı­ğa ait belirtiler yok. İmmün sistemi­min zarar görüp görmediği belirlene­bilir mi?

Evet. İmmün sistemin o anki durumunu belir­leyen laboratuar testleri vardır. Bu testler al ve akyuvarların sayılarını belirleyen kan sayımı, vücut savunma sistemine ait T-Yardımcı hücreleri ve onların karşı oyuncuları olan T-baskılayıcı hücrelerinin karşılaştırılması, derinin ya­bancı maddelere karşı savunma kapasitesini ortaya koyan deri testi (Merrieux test) olarak sayılabilir.

Bu testler immün sistemin o anki durumunu ifade eder ve olması gereken değerlerle karşı­laştırılarak fikir edinilir. Yine de bu testler AİDS hastalığının ne zaman başlayacağını kesin olarak belirlemeye olanak tanımaz.

AİDS virüsü taşıyanlarda immün sis­temi harekete geçirici yollara baş­vurmak vücudun AİDS’le mücadele gücünü arttırır mı?

Bu yola başvurmak keskin bir kılıçla oynama­ya benzeyecektir. İmmün sistemi stimüle et­mek aksi sonuçlara. yol açabilir. Bu yolla sa­vunma sistemi hücreleri çoğalmak üzere bölü­necektir. Bu durumda vücutta AİDS etkeninin de çoğalma göstereceğini hesaba katmak ge­rekir. İlk bakışta bile bu yolun bir çelişki oldu­ğu ortadadır. AİDS virüsleri vücutta savunma hücrelerine musallat olurlar. Bu hücreler bölü­nerek çoğaldıklarında virüsler de çoğalacaktır.

AİDS taşıyıcısı olduğu belirlenen kişi derhal işinden mi olacaktır?

Hayır. Hastalık belirtileri ortaya çıkıncaya ka­dar taşıyıcı kişi işinin başında olabilecektir. Belirtisiz geçecek süre uzun yıllar sürebilir. Hatta bu süre on beş yıla kadar uzayabilir.

HIV taşıyan bir kişinin koleranın hala ratlandığı ülkelere yapacağı zorunlu yolculuk nedeniyle kolera aşısı olma­sını önerir misiniz?

Kolera aşısının pek çok yan etkileri vardır. Böyle bir durumda aşının koruyuculuğu ile yan etkileri kıyaslandığında uzak durulması görü­şündeyim.

AİDS virüsü taşımama karşın tetanoz aşısı olabilir miyim?

Evet. Tetanoz aşısı tetanoz etkeninin değişti­rilmiş, güçsüzleştirilmiş zehirinden elde edilen toxoid bir aşıdır. Vücut aşıya karşı antikor, karşı zehir üreterek korunma sağlar. HIV en­feksiyonunda toxoid aşılardan sakınmak ge­rekmez. Ama yine de durumunuzu bilen bir hekimle görüşmek yararlı olacaktır.

HIV taşıyıcısının kendini ağır seyre­decek enfeksiyonlardan korumak amacıyla grip aşısı yaptırmasını öne­rir misiniz?

HIV taşıyıcısının immün sisteminde değişiklik­ler baş göstermediği sürece grip aşısı yaptır­ması uygundur.

Güneydeki ülkelere yolculuk yapa­cak bir AİDS taşıyıcısının tifüse karşı aşılanması öneriliyor mu?

İmmün sistem işler halde, sağlam ise bu aşıyı yaptırmamak için bir neden yoktur.

AİDS virüsü taşıyıcısıyım. Sıtma riski olan bir ülkeye zorunlu bir seyahat yapmak durumundayım. Korunmak için ne yapabilirim?

Böyle bir ülkeye gerçekten gitmek zorunda iseniz “Resochin” profilaksisine gereksiniminiz var demektir. Ama bu ülkelerdeki sıtma etke­ninin “Resochin”e kısmen direnç kazanıp ka­zanmadığının da bilinmesi gerekir. Bu durum­larda “Fansidar” adlı ilaç da diğer ilaçla birlikte kullanılmalıdır. Diğer tedbirler konusunda dok­torunuz ve sizle ilgilenen sağlık kuruluşuyla konuşmanız gerekir. Her olasılığa karşı sıtma etkeni ile ilgili ilaçları yanınızda bulundurmalı ve sinekler tarafından ısırılmamaya dikkat et­melisiniz

Aids Klinik Enfeksiyonlar

12 Ağustos 2010 Yazan admin  
Kategori Sağlık, Tüm Manşet

Aids Klinik Tablolar ve Enfeksiyonlar

AİDS içinde ileri derecedeki bağışıklık yetmezliği nedeniyle olu­şan karmaşık klinik tablolar bulunmaktadır. Hastalığın gidişi sırasında sık sık tekrarlayan fırsatçı enfeksiyonlar ve Kaposi sarkomu görülür. Kaposi sarkomu aslında nadir görülen bir kanser türü olmakla beraber, AlDS’li hastaların üçte biri kadarında görülebilmektedir. Bu has- talar aynı zamanda, lenfoma dediğimiz türden tömürler de oluşturabi­lirler.

Başlangıç kısımda sözünü ettiğimiz LAV/HTLV—III virüsü vücuda girdikten sonra özellikle yardımcı T hücrelerini işgal etmekte, onların içinde çoğalmakta ve bu hücrelerin gelişmelerini ve görev yapmalarını engellemekte; böylece kişide meydana gelen bağışıklık yetmezliği, fırsatçı enfeksiyonlara yol açmakta ve AİDS hastalığının çeşitli tablolar oluşmaktadır. Şu halde hastalığı başlatan LAV/HTLV—III virüsü olmakla beraber, hastalığın gidişini belirleyen tek faktör bu değildir. İkincil viral enfeksiyonlar da büyük roller oynamaktadırlar. Yalnız LAV virüsü ile enfekte olanlarda kan testleri pozitif olmakla birlikte (bunla­ra serumları virüs bakımından pozitif kişiler ya da kısaca seropozitif kişiler denir), AİDS tablosu görülmez. Hasta LAV virüsüyle birlikte diğer virüslerin de istilâsına uğrarsa, o zaman AİDS’in klinik tablolarının oluştuğu ve geliştiği düşünülmektedir. Bu ilave virüsler arasında en önemlileri Cytomegalovirüs, Epstein-Barr virüsü, B Hepatit virüsü, Herpes virüsleridir. Bu virüsler bir taraftan çeşitli enfeksiyon tablola- rı yaratırlarken, bir taraftan da AlDS’de görülen bazı kanser türlerini oluştururlar. Cytomegalovirüsün Kaposu sarkomu oluşunda, Epstein-Barr virüsünün lenfomaların oluşunda, Herpes simplex I virüsünün dil kanseri ve Herpes simplex II virüsünün de rektum ve anüs kanserleri­nin oluşunda rol oynadıklarına dair kanıtlar gittikçe çoğalmaktadır. Yukarıdaki gözlemler, AlDS’li hastalarla kanser oluşumunda iki ka­deme düşündürmektedir.

Klinik Belirtiler

AlDS’de klinik belirtiler 4 kısımda incelenebilir:
1 Doğumdan LAV/HTLV-IM virüsünün etkilerine bağlı belirtiler.
2. Bağışıklık yetmezliği nedeniyle oluşan fırsatçı enfeksiyonların
belirtileri.
3 Kaposi sarkomuna bağlı belirtiler.
4. Diğer habis hastalıklara bağlı belirtiler.

LAV virüsüyle enfekte olan kişilerin bir kısmında hiçbir belirti ol­maz Bunların virüsle bulaştıkları ancak kan testleriyle anlaşılır. Virüsle bulaşanların bir kısmı, akut bir enfeksiyon tablosu gösterirler. B. kaç günden birkaç haftaya kadar süren bu tabloda ateş terleme, halsız-lik, fenalık hissi, kas ve eklem ağrıları, başağrısı, boğaz ağrısı, ishal, lenf bezlerinde genel büyüme ve deri döküntüleri
gorulebilir. Bazen rombostopeni de olur. Bu hastalık tablosu enfeksiyöz mononükleoz dediğimiz tabloya çok benzer. Yalnız orada kanda artmış oranda len­fositler ve monositler varken, burada böyle birşey yoktun Bu hasta­larda kanda LAV virüsü antikorlar, (seropozitivite bulunur Bazen has­talığın başlangıcında antikorlar yoktur; ancak birkaç hafta içinde se-ropozitlvte oluşur. Bu akut safha geçtikten sonra hastalık uykuya gi­rebilir ve aylar ya da yıllarca hiçbir belirti, görülmez (latent safha).
Hastalığın bir diğer şekli “Lenfadenopati sendromu” yada AİDS related complex” = ARC şeklidir. Burada, yaygın lent bezleri büyü­mesi yanında, ateş, gece terlemeleri, zayıflama, halsizlik gibi belirtiler
olur ve bu tablo uzun süre gider. ARC’II hastaların yüzde 10-20 ka­darı birkaç yıl içinde tam AİDS tablosuna dönüşebilir.

LAV virüsü, yukarıda anlatılan belirtiler yanında, bazı organlara da zarar verebilmektedir. Merkezi sinir sistemini tutabilen virüs ansefa-lit gibi nörolojik belirtilere sebep olabilmektedir. Bunun yanında vırus, bağırsak hastalığı (anterit), böbrek yetmezliği, metabolik ve hormo-nal bozukluklar (hiperkalsemi ve böbreküstü bezi yetmezliği) ve aller-jik belirtilere yol açmaktadır.
Virüsün yaptığı bu belirtiler yanında, AİDS seyri sırasında birçok enfeksiyonlar da görülmektedir. Biraz aşağıda bu enfeksiyonlardan bahsedeceğiz. Cetvel VIII, yukarıda bahsettiğimiz klinik tabloları özet­lemektedir

Aids Epidemiyoloji

12 Ağustos 2010 Yazan admin  
Kategori Sağlık, Tüm Manşet

Aids Hastalığında Epidemiyoloji

Epidemiyoloji, bir hastalığın toplumlarda veya çeşitli bölgelerde dağılışını ve sıklığını inceleyen bilim dalıdır. Biz bu bölümde AİDS’in dünyanın çeşitli yerlerinde ortaya çıkışını, dağılışını ve sıklığını kısa­ca anlatacağız.

ilk defa, 1981 yılı ilkbaharında, California Üniversitesi’nden Dr. Gott-lieb ve arkadaşları 5 homoseksüel erkekte “Pneumocystis carinii” mik-robuyla oluşmuş pnömoni (zatürree) gördüklerini bildirdilerBu çok na­dir pnömoni şekli, genellikle bazı ilerlemiş kanser ve lösemilerde ve bir de, böbrek nakli yapıldıktan sonra yeni böbreğin atılmaması için vücut bağışıklık sistemine (immün sisteme) baskı yapan ilaçlar veri­len hastalarda görülürdü. Bu pnömoninin sağlam görünüşlü 5 erkek­te birden görülmesi dikkati çekmişti. Bu 5 kişiden ikisi de tedaviye ce­vap vermeyip ölmüşlerdi.

Hemen aynı günlerde, New York Üniversitesi’nden Dr. Friedman son 30 ayda tesbit ettiği 26 Kaposi vak’asını bildirdi. Bunların 20 tane­si New York’ta ve 6 tanesi California’da görülmüştü. Hastaların hepsi erkek ve homoseksüel olup, yaşları 26 ile 51 arasındaydı ve 4 tanesin­de de ayrıca pneumocystis carinii pnömonisi vardı. Teşhisten sonra geçen 2 yıl içinde hastaların 8 tanesi ölmüştü. Kaposi sarkomu gibi çok nadir bir tümörün böyle sıklıkla görülmesi çok dikkate değerdi.

Bunun arkasından California’dan başka bir haber daha geldi: Yeni 10 tane pneumocystis carinii pnömonisi daha görülmüştü. Bunlar da genç homoseksüel erkeklerdi ve yine ikisinde ayrıca kaposi sarkomu vardı.

Bunun üzerine ABD Georgia eyaleti Atlanta şehrinde bulunan Hastalıkları Kontrol Merkezleri Federal Bürosu bu konuyu ele aldı ve ne olduğu belirsiz bu yeni sendromu araştırmaya başladı. Binlerce homoseksüel incelendi. Hastaların hemen hepsinin amil-nitrit ve butil-nitrit gibi cinsel uyaranlar kullandığı düşünülerek, bu ilaçların has­talığa sebep olup olmadığı araştırıldı. Bir başka sebep, hipotezi de “immün sistemine yüklenmesi” ileri sürüldü. Buna göre, AİDS’ti hasta­lar, yıllardan beri çok sayıda eşle cinsel ilişkileri olan ve çeşitli zühre­vi hastalıklara tutulan kişilerdir. Ayrıca rektal yoldan giren sperma da buradaki çatlaklardan kana karışarak immün depresyon (çöküntü) yap-maktadır. Böylece uzun süreli yıpranmalar AİDS’i oluşturmaktadır.

Antikorlara, yani immünglobülinlere gelince: Bu hastalarda anti­kor yapımı devam etmektedir. Ancak, bu antikorların virüse karşı ko­ruyucu etkileri yoktur. Antikorların miktarları normal, ya da artmış bulunmaktadır. İmmün sistem bozulduğu halde, antikor yapımının devam etmesi, T hücre yetersizliği nedeniyle, gereksiz antikor yapımının kont­rol altına alınamayışındandır.

İmmün sistem tarafından salgılanan bazı maddeler de bu hasta­larda anormallikler gösterir. “Lenfokin” denilen bu maddeler, bağışık­lık hücrelerinin aralarında haberleşmede rol oynarlar. Bunlardan biri olan interlökin-2 (IL-2) lenfositlerin bölünüp çoğalmasını sağlayan ve mücadeleyi kolaylaştıran bir maddedir ve AlDS’li hastalarda azalmıştır.

Görüldüğü gibi, AİDS virüsüyle temasa gelmiş hastalarda vücutta bağışıklık sistemi bozulmuş ve vücut dışarıdan gelen çeşitli hastalık etkenlerine karşı savunmasız ve açık hale düşmüştür. Bu nedenle, bi­raz ileride göreceğimiz klinik tabloda yer alan çeşitli enfeksiyonlar AİDS’ti kişilerin yaşamasını imkânsız hale getirmektedirler

Aids Hastalığı Nasıl Bulaşır

12 Ağustos 2010 Yazan admin  
Kategori Sağlık, Tüm Manşet

Aids Hastalığı Nasıl Bulaşır

Aids Hastalığı Hakkında Bilgi
Cinsel Temasla ve Diğer Yollarla Bulaşan Hastalıklar

AİDS’in olası bulaşma yolları virüsün bulunmasından önce de biliniyordu. Ama virüsün bulunması ve kan testleri­nin kullanılmasından sonra bu konuda daha kesin bilgiler elde edildi. AİDS, virüslü kan ve kan ürünlerinin verilme­si, kan testleri olumlu sonuç veren kişi­lerle cinsel ilişki ve anne adayının ge­beliği sırasında virüsü taşıması duru­munda kesin olarak bulaşır. Hastalık belirtisi vermeden bu virüsü taşıyan herkesin enfeksiyonu bulaştırabileceği de unutulmamalıdır.

Şimdi bu bulaşma yollarını daha ay­rıntılı inceleyelim:

• Kan yoluyla bulaşma - 1980lerin or­talarına gelindiğinde Batı’da kan ya da kan ürünleri (plazma vb) nakli yapılan hastalar arasında çok sayıda bulaşma saptanmıştı. Özellikle sık sık pıhtılaşma faktörleri nakli yaptırmak zorunda olan hemofili hastalarına virüs bu yolla bula­şıyordu.

1985′ten sonra denetimler sıklaştırılarak virüs taşıyan kanların kan banka­larında elenmesi, kan ürünlerinin ısıyla işlenmesi, kan vericilerinin yüksek risk gruplarından olmamasına özen göste­rilmesi gibi önlemler alındı. Böylece kan nakli yoluyla bulaşma en aza indi­rildi. Günümüzde gelişmiş ülkelerde pıhtılaşma faktörleriyle bulaşma oranı çok düşüktür. Ender görülen örnekleri de vericinin kısa süre önce enfeksiyo­nu alıp virüse karşı henüz antikor ge­liştirmeden bağışta bulunmasıyla açık­lanabilir.

Kan yoluyla bulaşma damardan uyuşturucu kullananlar arasında çok yaygındır. Uyuşturucu bağımlılarının aynı şırıngayı birçok kez ve ortaklaşa kullanmaları virüsün kan yoluyla bulaş­masına yol açar.

Uyuşturucu bağımlılarının daha kü­çük, ama gene de önemli bir bölümünde virüs cinsel ilişkiyle bulaşır; bu grupta olguların yaklaşık yüzde 30′u virüsün cinsel ilişkiyle bulaşmasına bağlıdır.
Uyuşturucu bağımlıları arasında kan ve cinsel ilişki yoluyla virüs yayılması daha önce de gözlenmiştir. Bu kişilerde B tipi hepatit virüsünün aynı yoldan bu­laştığı bilinmektedir. Hatta B tipi hepa­tit son 20 yılda uyuşturucu bağımlıları­nın yüzde 90′ında görülen bir hastalık olmuştur.
Uyuşturucu bağımlılarının ortak şı­rınga kullanma alışkanlığı, endokardit (kalp iç zarı iltihabı) gibi ağır bulaşıcı hastalıklara da yol açabilir.

Kullanılmış bir şırıngada yaklaşık 34 mikrolitte kan kalmaktadır. Bu mik­tar, şırıngayı damarına sokan bir sonra­ki uyuşturucu bağımlısına HIV ve baş­ka hastalık etkenlerini bulaştırmaya ye­terlidir. Yalnız şırınga iğnesinin ucuna bulaşmış olabilecek kan miktarı ise şı­rıngada kalanın yüzde l’i kadardır. Bu nedenle iğne ucunun bir kez yanlışlıkla batması sonucu bulaşma çok ender gö­rülür. Halka açık yerlere atılmış iğnele­rin yanlışlıkla batması sonucu HIV bu­laşan hiçbir olgu bildirilmemiştir.

• Cinsel ilişkiyle bulaşma - Virüs aynı ya da karşı cinsle yapılan her türlü (anüsten, dölyolundan ya da ağızdan) cinsel ilişki sırasında bir eşten öbürüne bulaşabilir. Virüsün bu yolla alınıp alınmadığını saptamak için eşlerin cin­sel yaşamöyküsü dikkatle incelenmelidir. Bu saptamada dikkat edilmesi gere­ken çeşitli öğeler şunlardır:

Eş seçimi: Seçilen eşin kanında vi­rüs bulunma olasılığı açısından önemli­dir. Uyuşturucu bağımlılarının, her iki cinsle ilişkide bulunanların ve eşcinsel­lerin virüsü taşıma olasılığı daha yük­sektir. Ama istatistikler bu durumun hızla değişmekte olduğunu ve karşı cinsle ilişkinin başlıca bulaşma yolu olacağını göstermektedir.

Eş sayısı: Cinsel yaşamda değiştiri­len eş sayısı arttıkça, virüs taşıyıcı bir eşle birleşme olasılığı da artacaktır.

Cinsel ilişkinin türü ve sıklığı: Ka­nında virüsü taşıyan bir eşle kurulan cinsel ilişkide ilişkinin sıklığı bulaşma tehlikesini artırır. Ayrıca özellikle anüs yoluyla edilgen ilişkide virüsün bulaş­ma oranı daha yüksektir.

Prezervatif kullanımı: Virüs taşıyıcı bir eşle yaşanan cinsel ilişkide bulaşma olasılığını 10 kez azaltır.
Cinsel organlarda iltihaplı hastalık ya da yaraların varlığı: Yara ve hastalıklar virüsün bulaşmasını kolaylaştırıcı bir ortam oluşturur. Virüs taşıyıcı bir eşle dölyolundan bir kez cinsel ilişki so­nucunda virüsün bulaşma olasılığı 100′de 1 ile 500′de 1 arasında tahmin edilmektedir. Yukarıda söz edilen ko­şulların bir araya gelmesi bulaşma tehli­kesini kat kat artırır. Örneğin kişinin uyuşturucu bağımlısı bir eş seçtiğim ve prezervatif kullanmadan dölyolu ilişki­sine girdiğini varsayalım. Bu bölgedeki uyuşturucu* bağımlıları arasında virüs taşıyıcılığı oranı da yüzde 30 olsun. Bu durumda kişinin virüs taşıyan bir eşe rastlama olasılığı yaklaşık 3′te l’dir ve bir kez ilişkide bulunmak bile 300′de 1 ile 1.500′de 1 arasında bir olasılıkla ki­şinin virüsü almasıyla sonuçlanacaktır. Cinsel organlarda yaraların bulunması ise bu olasılığın çok yükselmesine yol açar.

• Gebelik sırasında anneden çocuğa (dikey) bulaşma - Kanında virüs taşı­yan annelerin doğurduğu bütün bebek­lerde HlV’e karşı antikorlar bulunduğu bilinmektedir. Ama antikorlar anneden bebeğe edilgen biçimde geçebildiğin-den bebeklerin hepsinde enfeksiyon gö­rülmeyebilir. Dikey bulaşma olguların yüzde 30′u kadarında söz konusudur.

AİDS virüsüne, virüs taşıyıcı anne­lerin sütünde de rastlanmıştır. Doğum­dan kısa bir süre sonra virüsü alan anne­lerin enfeksiyonu bebeklerine süt yo­luyla bulaştırdığı olgular da bildirilmiş­tir.

Henüz kanıtlanmamış bulaşma yolları - Bilim adamları varsayılan, ama henüz kanıtlanmamış HIV bulaş­ma yolları üzerinde yoğun çalışmalar yapmaktadırlar. Aile, okul, işyeri, has­tane gibi ortamlarda virüs taşıyıcı in­san sayısının gittikçe artması, ayrıca virüsün kan dışındaki vücut sıvılarında da bulunduğunun saptanması, bilinen­lerin dışındaki bulaşma yollarının da dikkatle araştırılmasını gerektirmekte­dir.

Birçok araştırma HlV’in ter, tükü­rük, gözyaşı, idrar gibi vücut sıvılarıyla bulaşmadığını göstermektedir. Bu ne­denle kan ya da cinsel ilişki yoluyla bu­laşmanın dışta tutulduğu aile, okul ya da işyeri gibi ortamlarda virüs taşıyıcı kişilerin virüsü bulaştırma tehlikesi yoktur. Tuvalet, havlu, elbezi gibi yer ve eşyaların ortak kullanımı tehlike yaratmaz. Virüs sivrisinek gibi böcek sok-malanyla da geçmemektedir.
Şimdi bu sonuçlan veren araştırma­ları daha ayrıntılı inceleyelim:

Tükürükle bulaşma olasılığı: Vi­rüsün tükürükte görülme oranı kanda görülme oranından çok düşük olmakla birlikte, taşıyıcıların tükürüğünden de virüs ayrıştırılmıştır. Öte yandan çok az tükürük, vücut dışı ortamda AİDS virü­sünün üremesini önlemektedir.

Bir varsayıma göre tükürükle bulaş­ma büyük miktarlarda kanın tükürüğe karışmasıyla gerçekleşebilir. Bu yönde­ki araştırmalar özellikle kanında virüs taşıyan kişilerin ısırdığı ya da hastane ortamında tükürükle ilişkisi olanlar üzerinde yürütülmektedir. 1986′da bil­dirilen bir çocuk hastanın enfeksiyonu ısırma yoluyla almış olabileceği üzerin­de durulmuş, ama bu hastanın geçmi­şiyle ilgili bilgilerin yeterli olmaması nedeniyle kesin sonuca varılamamıştır.

AIDS’li hastalar tarafından ısırıldıktan sonra uzun süre izlenen sekiz sağlık görevlisi ve sekiz çocukta virüs saptan­mamıştır. HIV’li hastaların tükürüğüyle ilişkisi olan sağlık görevlilerinin hiçbiri virüsü almamış, ağız yoluyla HIV’li hastalara yapay solunum yaptıran iki görevlide de bulaşma görülmemiştir.

Gözyaşıyla bulaşma: HIV kanında virüs bulunan kişilerin gözyaşından çok ender olarak elde edilmiştir. Bugüne değin gözyaşı ya da kontak lens yoluyla bulaşma bildirilmemiştir, ama muayene ya da lens denemeleri sırasında virüsün bulaşma olasılığı üzerinde durulmakta­dır.

İdrarla bulaşma: HlV’in idrardan elde edilme sıklığı da çok düşüktür. Hastaların idrarıyla ilgili işlemler ya­pan sağlık personeli arasında bu yolla bulaştığı bilinen herhangi bir olguya rastlanmamıştır

Aids HastaLığı Belirtileri

12 Ağustos 2010 Yazan admin  
Kategori Sağlık, Tüm Manşet

AIDS’li Bir Hastanın Özellikleri

Hasta 60 yaşından daha gençtir.
Homoseksüel ve biseksüel erkekler
Damardan ilaç zerkeden toksikomanlar
Kan transfüzyonu alanlar
Hemofilik hastalar
AlDS’li hastalarla cinsel ilişkide bulunanlar
Yukarıdakilerin çocukları

Aids Hastalığının Belirtileri, Aids Hastalığı Belirtiler Nelerdir

Aids Nasıl Anlaşılır, Uzun süren ateş Önemli kilo kaybı Uzun süren ishal Deri döküntüleri Ağızda ve makatta yaralar Devamlı öksürük Nefes darlığı Çeşitli yerlerdeki lenf bezlerinde şişme Özellikle kol ve bacaklarda mor -siyah lekeler (Kaposi sarkomu)

Laboratuvar Bulguları

AİDS virüsüne karşı hasta kanımda antikor varlığı
Kansızlık
Enfeksiyonları tanımak için balgam, kan ve idrar bulguları
İlave/kanser şüphesi varsa biyopsi
Karıda yardımcı T lenfositlerinde azalma
Kanda önleyici T lenfositlerinde artma
İmmünolojik deri testlerinde bozukluk

Esasen birçok enfeksiyöz ve virütik hastalıkta da aynı durum göz­lenir. Bir uçta hastalıktan ölünürken, diğer uçta gizli enfeksiyon veya hiç hasta olmayanlar bulunur. Viral B hepatiti bu duruma güzel bir örnektir. Her yıl yüzbinlerce kişi dünyada hepatit B virüsü ile enfekte olmakta ve bunların büyük çoğunluğu (yüzde 75) hiç hasta olmamak­ta veya gripal enfeksiyon gibi (yorgunluk, nezle vs.) bir tabloyla işi ge­çiştirmektedir. Virüs alanların yüzde 25 kadarı bulantı, kusma, karın ağrısı, sarılık gibi belirtilerle hasta olmakta ve iyileşmektedir. Yüzde 10 kadarı iyileştikten sonra virüsü taşır (portör). Virüs alanların ancak yüzde 1 kadarı, sarılıkla başlayan hastalığı geçiremez, karaciğer yet­mezliğinden ya da hepatit sonrası oluşan karaciğer kanserinden kay­bedilirler. Görüldüğü gibi, hepatit B virüsü ve AİDS virüsünün yarat­tıkları hastalık oranları birbirine benzemektedir. Cetvel II bu durumu özetlemektedir.

Virüs ve Hastalık

Virüsle temasa geliş (Seropozitivite) % 100
Orta şiddette hastalık (ARC) % 10
Ağır hastalık (AİDS) % 1

Aids Nedir

12 Ağustos 2010 Yazan admin  
Kategori Sağlık, Tüm Manşet

Aids Nedir Aids Hakkında Bilgi  Aids Hastalığı

AİDS, 1981 yılından beri farkına varılmış bir hastalıktır.

Virüslerle bulaşan bu hastalıkta ölüm oranı yüksek olup (yaklaşık yüzde 50), bugüne kadardünyada 15 bin kadar vak’a bildirilmiştir. Bun­ların büyük çoğunluğu hâlen Amerika Birleşik Devletleri’ndedir.

AİDS, (Acquired Immune Deficiency Syndrome) kazanılmış immün yetersizlik sendromu şeklinde dilimize çevrilebilir. Hastalık kazanılmış­tır, yani doğuştan olan veya irsî değildir. İmmün kelimesi vücudun do­ğal savunma gücünü ifade eder. Sendrom ise, bir hastalığı belirleyen ve birlikte bulunan bir grup özel şikâyet ve belirtilerin tümünü ifade eder. AlDS’li hastalar, normal bir organizmanın kolayca yenebileceği hastalıklara açıktırlar.

AlDS’li hastalar, immün yetersizlikleri nedeniyle, fırsatçı enfeksi­yonlara kolayca tutulurlar. Bunlar genellikle soğuk algınlığı, nezle ve­ya diğer viral bir enfeksiyon gibi görünürler. İlk belirtiler arasında hal­sizlik, kolay yorulma, iştahsızlık, ateş, gece terlemesi, lenf bezlerinde şişme (boyunda, koltukaltlarında ve kasıklarda), zayıflama, diyare, ök­sürük ve çeşitli deri lezyonları görülebilir.. Bu belirtiler aylarca bu şe­kilde sürebileceği gibi, tabloya eklenen enfeksiyonlar durumu ağırlaş­tırabilir. Hastaların hemen yarısı “pneumocystis carinii” denilen bir çeşit parazitle oluşan bir pnömoniye tutulurlar. Hastaların üçte biri ka­darı “Kaposi sarkomu” denilen nadir bir deri kanserine tutuldukları gibi, fırsatçı dediğimiz ve normal kişilerde hastalık yapmayan mantar­lar, bakteriler, virüsler ve parazitlerle enfekte olurlar. Kuşkusuz bu has­talarda fırsatçı olmayan gerçek patojen yani hastalık yapıcı bakteriler ve virüsler de aynı zamanda hastalıklara sebep olabilirler. Cetvel I AlDS’li bir hastanın özelliklerini özetlemektedir.

Amerika Birleşik Devletleri’nde Haitili göçmenler ayrı bir risk gru­bu oluşturmaktadırlar.

Aids hastalığının bir virüs tarafından oluşturulduğu 1983 yılında Paris’te Institut Pasteur’de Dr.Montagnier tarafından bildirilmiştir. Fransızlar, bu virüse LAV (lenfadenopati virüsü) adını vermişlerdir. Bir­kaç ay sonra Amerikalı Dr. Gallo ve arkadaşları da aynı virüsü bulmuş­lar ve buna HTLV-III (human T-cell leukemia virüs III) adını vermişler­dir. Bu virüs rektal, vajinal yollarla veya kan yoluyla (bulaşmış kan ve­rilmesi veya bulaşık şırıngalar kullanılmasıyla) vücuda girmekte; kan­daki T lenfositlerinin bir kısmının (T4 lenfositleri veya yardımcı lenfo­sitlerin) içine girerek orada çoğalmakta ve o sırada lenfositi yok et­mektedir. Çoğalan virüsler yeni hücrelere girerek devamlı çoğalmak­ta ve T4 lenfositleri de giderek azalmaktadır. Vücutlarına virüs giren kişilerin kanında virüse karşı antikorlar bulunur. Bunlara “seropozitif kişiler” denir. Bu kişilerin büyük çoğunluğu bir hastalık belirtisi göstermez; ya da nezle, yorgunluk, kırıklık gibi kısa süreli belirtilerle has­talığı geçiştirirler. Virüslü kişilerin yüzde 10 kadarı orta şiddette bir hastalık gösterirler. Bu tabloya “Lenfadenopati” şekli denildiği gibi, ARC (AİDS Related Complex) şekli de denmektedir. Burada hastalar aylar ya da yıllarca süren ateş, gece teri, zayıflama, halsizlik, diyare, lenf bezlerinde büyüme gibi belirti ve şikâyetlerle hasta olurlar. Niha­yet virüslü kişilerin yüzde 1 kadarı tam ve ağır AİDS hastalığına tutul­maktadırlar

Sağlık Nedir

12 Ağustos 2010 Yazan admin  
Kategori Sağlık, Tüm Manşet

Sağlık Nedir  Genel Sağlık

  • Dünya Sağlık Teşkilatı (WHO), sağlığın tanımı çağdaş, tam ve geniş anlamıyla yapmıştır. Bu tanım, Dünya Sağlık Teşkilatı’nın temel yasasında /er alarak kesinlik kazanmıştır. Böylece değişikliğe uğratılması önlenmiştir. Jünkü sağlığın tanımı değişik çevrelere göre, değişik şekilde yapılmak isten­mektedir.

 

  • Sağlığın tanımı, Sağlık ve Temizlik

  • Sağlık, yalnız hastalık ve sakatlığın olmayışı değil, bedenen, ruhen ve sosyal yönden tam bir iyilik halidir.

 

  • Sağlık Hizmetleri Nelerdir

  • Sağlık hizmetleri, fert ve toplumun sağlıklı, uzun ömürlü olmasını ve verimli çalışmasını sağlar. Bu amaçla sağlık hizmetleri yürütülür.
  • Sağlık hizmetleri şunlardır:

 

  • a. Koruyucu sağlık hizmetleri
    b. Tedavi edici sağlık hizmetleri
    c. Esenlendirici sağlık hizmetleri (rehabilite edici)dir.

  • ilk yardım, koruyucu sağlık hizmetleri alanı içinde yer alır. ilk yardım, kaza yerinde veya 1. basamak sağlık hizmeti veren kurumlarda yapılan geçici tıbbi uygulamadır. Nakil süresince devam eder. Acil serviste veya ilgili klinikte acil,tedavi olarak devam eder. ilk yardım nerede yapılırsa yapılsın hayat kurtarıcı uygulamadır.

 

  • Hastalık Nedir

  • Sağlık yaşamın belli evrelerinde etkilenir. Sağlığı bozan etmenlerin sıklığı, türü ve etkinliği organ veya sistemleri az veya çok fonksiyonlarından alıkoyar. Sonuçta insan hastalanır. Veya sakat kalır. Ya da ölür.
  • Sağlığı bozan etmenler kişisel, çevresel ve sosyal olmak üzere üç ana gruba ayrılır.
  • Hastalığın tanımı, Hastalık Belirtileri, Hastalık Hastası olmak
  • Değişik etmenlerin organ ve sistemlerde yaptıkları fizyolojik değişiklikler sonucu görevlerini yapamaz hale gelmesine hastalık denir.
  • Hastalıklar, çeşidine, tuttukları organ ve sistemlere, toplumda görünüş özelliklerine, görüldükleri yaş gruplarına ve etkenlerine göre sınıflandırılırlar. Örneğin: Enfeksiyon hastalıkları, psikolojik hastalıklar, sosyal ve salgın has­talıklar, dejeneratif hastalıklar ve bebeklik çağı hastalıkları gibi.

 

  • Hastalıklarda İlk Yardım

  • ilk yardım, ani olarak hastalanan veya kazaya uğrayan kimseye tıbbi te­davisi yapılmadan önce ve bu süre içerisinde, anında, kaza yerinde, çevre imkanlarından yararlanarak ve ilaç kullanmadan yapılan geçici müdahaleler bütününe ilk yardım denir.
  • ilkyardım, sağlık personeli veya bu alanda eğitim almış sağlık personeli olmayan kişilerce yapılır. Yapılan uygulama ve derlenen bilgiler acil bakım eki­bine iletilir.

 

  • Acil Bakım Nedir, Acil Bakım Teknisyenliği

  • Acil bakım, ilk yardım uygulamasından sonra veya ilk yardım ile birlikte kaza yerinde, ambulansta, acil serviste veya sağlık kuruluşunda kazazedenin hayatının devamının sağlanması için geçici süre ile yapılan tıbbi uygulamadır. Bu uygulama, sağlık personeli tarafından tıbbi araç-gereç kullanılarak yapılır.Acil bakımı yapan personel veya ekip, yaptığı uygulamaları ve yardımcı bilgileri tıbbi ve cerrahi tedaviyi yapacak olan ekibe iletir. Sorumluluğu da sona erer.
  • İlk yardım ve Acil Bakım Teknisyeni (Teknikeri), ilk yardım uygulamaları, olay yerinin değerlendirilmesi, kazazedenin sağlığının korunması, kazazedenin acil sağlık kurumuna teslim edilmesi gibi hizmetler veren sağlık personelidir

Sonraki yazılar »